çiçekler bile senin kadar güzel değil

Namı dillere destan bir denizcinin bir başka büyük ustaya yaptırdığı zamansız bir deniz camisiydi Kılıç Ali Paşa Camii. Evvelinde 40 gün aralıksız olarak sabah namazı kılındığında Hızır (a.s.)’ın görüleceği inancıyla sabah vakitlerinde dolup taşan caminin şimdilerde hem cemaatiyle hem de denizle arasına kara kediler girmiş olsa da; cami, iç açıcı görünümü ve eşsiz süslemeleriyle müdavimlerine hâlâ deniz ferahlığı sunmaktan geri kalmıyor.

Bütün Avrupa’ya korku ve nam salmış usta bir Osmanlı denizcisi olan caminin banisi Kılıç Ali Paşa’nın adı ise hem bu camide, hem de doğduğu yer olan İtalya’nın La Castella kasabasında yer alan heykelinde sonsuza kadar yaşamaya devam edecektir. (Tophane Kilic Ali Pasa Camii)

Namı dillere destan bir denizcinin bir başka büyük ustaya yaptırdığı zamansız bir deniz camisiydi Kılıç Ali Paşa Camii. Evvelinde 40 gün aralıksız olarak sabah namazı kılındığında Hızır (a.s.)’ın görüleceği inancıyla sabah vakitlerinde dolup taşan caminin şimdilerde hem cemaatiyle hem de denizle arasına kara kediler girmiş olsa da; cami, iç açıcı görünümü ve eşsiz süslemeleriyle müdavimlerine hâlâ deniz ferahlığı sunmaktan geri kalmıyor.

Bütün Avrupa’ya korku ve nam salmış usta bir Osmanlı denizcisi olan caminin banisi Kılıç Ali Paşa’nın adı ise hem bu camide, hem de doğduğu yer olan İtalya’nın La Castella kasabasında yer alan heykelinde sonsuza kadar yaşamaya devam edecektir. (Tophane Kilic Ali Pasa Camii)

— 1 day ago with 3 notes
Ahşap ev;
“Seni yiyip bitiren kırk katlı ejder oldu,
Komşuluk, mana ve ruh, ne varsa heder oldu.
Bir yeni nesil geldi üst üste binenlerden;
Göğe çıkayım derken boşluğa inenlerden…” (Beyoğlu’da)

Ahşap ev;
“Seni yiyip bitiren kırk katlı ejder oldu,
Komşuluk, mana ve ruh, ne varsa heder oldu.
Bir yeni nesil geldi üst üste binenlerden;
Göğe çıkayım derken boşluğa inenlerden…” (Beyoğlu’da)

— 1 week ago with 7 notes
…
“Kırmızı günleriyiz biz takvimlerin” (Cankurtaran’da)


“Kırmızı günleriyiz biz takvimlerin” (Cankurtaran’da)

— 3 weeks ago with 3 notes
Sevgili dost, 

Ne çok hikâye var! (Sultanahmet’da)

Sevgili dost,

Ne çok hikâye var! (Sultanahmet’da)

— 3 weeks ago with 6 notes
İstanbul; sunduğu rengârenk sürprizleriyle zihnimizi canlı tutmayı başaran tılsımlı koca bir şehir! (Tünel Beyoğlu’da)

İstanbul; sunduğu rengârenk sürprizleriyle zihnimizi canlı tutmayı başaran tılsımlı koca bir şehir! (Tünel Beyoğlu’da)

— 3 weeks ago with 5 notes
Rum Therese Diassiti, tütüncü Constantin Triandafilidis, hekim Djivanian, muhasebeci Al De Lenz, dul hanım Marie Gripioti ve Bayan Keti İpekçi… Tamamı gayrimüslim olan bu isimler, Beyoğlu’nun en renkli muhitlerinden Pera’da 1899 yılında inşa edilmiş bu güzel binada yaşamış kişiler. 

1970’li yıllarda Kıbrıs anlaşmazlıkları çıkınca Yunanistan’a göç eden ya da göç etmek zorunda bırakılan bu insanların ardından sahipsiz kalan ve bakımsızlığa terk edilen bu bina yaklaşık olarak 15 yıldır ÇEKÜL Vakfı’na hizmet ediyor. Çalışmalarını burada gerçekleştiren ÇEKÜL ve Tarihi Kentler Birliği, yaptıklarıyla sadece Anadolu ve Trakya topraklarındaki kültür hazinelerimizi gün yüzüne çıkartma çabası içerisinde olmakla kalmayıp, aynı zamanda da bu özel binanın içerisindeki onca yaşanmışlığın da değerli bir anlam kazanmasına hizmet etmiş oluyor. 

Darısı diğer yaşanmışlıklara… (ÇEKÜL’da)

Rum Therese Diassiti, tütüncü Constantin Triandafilidis, hekim Djivanian, muhasebeci Al De Lenz, dul hanım Marie Gripioti ve Bayan Keti İpekçi… Tamamı gayrimüslim olan bu isimler, Beyoğlu’nun en renkli muhitlerinden Pera’da 1899 yılında inşa edilmiş bu güzel binada yaşamış kişiler. 

1970’li yıllarda Kıbrıs anlaşmazlıkları çıkınca Yunanistan’a göç eden ya da göç etmek zorunda bırakılan bu insanların ardından sahipsiz kalan ve bakımsızlığa terk edilen bu bina yaklaşık olarak 15 yıldır ÇEKÜL Vakfı’na hizmet ediyor. Çalışmalarını burada gerçekleştiren ÇEKÜL ve Tarihi Kentler Birliği, yaptıklarıyla sadece Anadolu ve Trakya topraklarındaki kültür hazinelerimizi gün yüzüne çıkartma çabası içerisinde olmakla kalmayıp, aynı zamanda da bu özel binanın içerisindeki onca yaşanmışlığın da değerli bir anlam kazanmasına hizmet etmiş oluyor. 

Darısı diğer yaşanmışlıklara… (ÇEKÜL’da)

— 1 month ago with 1 note
"Gavursuz memleket mi olurmuş!"

1910’lu yıllarda Kayseri’nin nüfusu 10 bini Rum, 20 bini Ermeni ve geri kalanı da Türk olmak üzere toplam 75 bin civarlarındaymış. Şimdi nüfus çoktan 1 milyonu geçti ve bu sayının içerisinde sanmıyorum ki 5 tane Ermeni ya da Rum vatandaş olsun. Bazen düşünüyorum da, Karaman’dan Ermeniler tehcir edilirken büyük bir cesaretle ortaya çıkıp;
“Türkler bulgursa Ermeniler de yağdır, tuzdur. Yağsız-tuzsuz pilav, gavursuz da memleket olmaz!” diyen Deli Mustafa gibi bir sürü yürekli insanımız olsaymış da yağımız tuzumuz kaybolmasaymış keşke. (Meryem Ana Kilisesi’da)

"Gavursuz memleket mi olurmuş!"

1910’lu yıllarda Kayseri’nin nüfusu 10 bini Rum, 20 bini Ermeni ve geri kalanı da Türk olmak üzere toplam 75 bin civarlarındaymış. Şimdi nüfus çoktan 1 milyonu geçti ve bu sayının içerisinde sanmıyorum ki 5 tane Ermeni ya da Rum vatandaş olsun. Bazen düşünüyorum da, Karaman’dan Ermeniler tehcir edilirken büyük bir cesaretle ortaya çıkıp;
“Türkler bulgursa Ermeniler de yağdır, tuzdur. Yağsız-tuzsuz pilav, gavursuz da memleket olmaz!” diyen Deli Mustafa gibi bir sürü yürekli insanımız olsaymış da yağımız tuzumuz kaybolmasaymış keşke. (Meryem Ana Kilisesi’da)

— 1 month ago with 5 notes
Selçukluların Anadolu topraklarına cömertçe serpiştirdiği sıra sıra inciler!  (Hunat Hatun Medresesi Kültür ve Sanat Merkezi’da)

Selçukluların Anadolu topraklarına cömertçe serpiştirdiği sıra sıra inciler! (Hunat Hatun Medresesi Kültür ve Sanat Merkezi’da)

— 1 month ago with 3 notes
Kadim medeniyetimizin direklerini şereflendiren zarif bir tezyinattır Süleymaniye. (Süleymaniye Mosque’da)

Kadim medeniyetimizin direklerini şereflendiren zarif bir tezyinattır Süleymaniye. (Süleymaniye Mosque’da)

— 1 month ago with 3 notes
"Ben öyle bilirim ki yaşamak, berrak bir gökte çocuklar aşkına savaşmaktır." (Süleymaniye Mosque’da)

"Ben öyle bilirim ki yaşamak, berrak bir gökte çocuklar aşkına savaşmaktır." (Süleymaniye Mosque’da)

— 1 month ago with 9 notes

Hiçbir demeç ölüleri geri getirmeyecek bayım!

— 1 month ago with 4 notes
Ölçüsü bozulmuş göz ve gönüllerin şifa bulacağı pitoresk bir tasvirdir Süleymaniye. (Süleymaniye Mosque’da)

Ölçüsü bozulmuş göz ve gönüllerin şifa bulacağı pitoresk bir tasvirdir Süleymaniye. (Süleymaniye Mosque’da)

— 2 months ago with 11 notes
Cihangir - Firuzaga’da

Cihangir - Firuzaga’da

— 2 months ago with 4 notes
1895 yılında August ve Lumiere Kardeşler tarafından bulunan sinemanın aslında bu tarihten tam 25 yıl önce Süleymaniye başmahyacısı Abdüllatif Efendi tarafından bulunduğunu biliyor muydunuz? 

Kutlu İslam Medeniyetine armağan ettiğimiz mahya geleneğinin en büyük üstadları arasında gösterilen Abdüllatif Efendi, 1870’li yıllarda Süleymaniye Camii minareleri arasına kurduğu hareketli mahya ile İstanbul halkına eşsiz bir görsellik sunmuştur. Süleymaniye Başmahyacısı Abdüllatif Efendi, üç şerefeli iki minareye gerilen halatların arasındaki şeritlerin ilk sırasına fayton, ikinci sırasına Unkapanı Köprüsü, üçüncü sırasına da kayık ve balık resmetmiş, şerefelere yerleştirdiği makaralarla da bu şeritleri hareket ettirmiş ve sırayla kayan resimler adeta bir sinema gösterisi oluşturmuştur. 

Peki siz ne dersiniz? Tarihte ilk defa hareketli görüntü elde ettikleri için sinemanın mucitleri sayılan August ve Lumiere Kardeşlerin ilham kaynağı bizim Başmahyacı Abdüllatif Efendi olmasın sakın? (Süleymaniye Camii’da)

1895 yılında August ve Lumiere Kardeşler tarafından bulunan sinemanın aslında bu tarihten tam 25 yıl önce Süleymaniye başmahyacısı Abdüllatif Efendi tarafından bulunduğunu biliyor muydunuz?

Kutlu İslam Medeniyetine armağan ettiğimiz mahya geleneğinin en büyük üstadları arasında gösterilen Abdüllatif Efendi, 1870’li yıllarda Süleymaniye Camii minareleri arasına kurduğu hareketli mahya ile İstanbul halkına eşsiz bir görsellik sunmuştur. Süleymaniye Başmahyacısı Abdüllatif Efendi, üç şerefeli iki minareye gerilen halatların arasındaki şeritlerin ilk sırasına fayton, ikinci sırasına Unkapanı Köprüsü, üçüncü sırasına da kayık ve balık resmetmiş, şerefelere yerleştirdiği makaralarla da bu şeritleri hareket ettirmiş ve sırayla kayan resimler adeta bir sinema gösterisi oluşturmuştur.

Peki siz ne dersiniz? Tarihte ilk defa hareketli görüntü elde ettikleri için sinemanın mucitleri sayılan August ve Lumiere Kardeşlerin ilham kaynağı bizim Başmahyacı Abdüllatif Efendi olmasın sakın? (Süleymaniye Camii’da)

— 2 months ago with 4 notes