çiçekler bile senin kadar güzel değil

…
“Kırmızı günleriyiz biz takvimlerin” (Cankurtaran’da)


“Kırmızı günleriyiz biz takvimlerin” (Cankurtaran’da)

— 1 week ago with 3 notes
Sevgili dost, 

Ne çok hikâye var! (Sultanahmet’da)

Sevgili dost,

Ne çok hikâye var! (Sultanahmet’da)

— 1 week ago with 6 notes
İstanbul; sunduğu rengârenk sürprizleriyle zihnimizi canlı tutmayı başaran tılsımlı koca bir şehir! (Tünel Beyoğlu’da)

İstanbul; sunduğu rengârenk sürprizleriyle zihnimizi canlı tutmayı başaran tılsımlı koca bir şehir! (Tünel Beyoğlu’da)

— 1 week ago with 5 notes
Rum Therese Diassiti, tütüncü Constantin Triandafilidis, hekim Djivanian, muhasebeci Al De Lenz, dul hanım Marie Gripioti ve Bayan Keti İpekçi… Tamamı gayrimüslim olan bu isimler, Beyoğlu’nun en renkli muhitlerinden Pera’da 1899 yılında inşa edilmiş bu güzel binada yaşamış kişiler. 

1970’li yıllarda Kıbrıs anlaşmazlıkları çıkınca Yunanistan’a göç eden ya da göç etmek zorunda bırakılan bu insanların ardından sahipsiz kalan ve bakımsızlığa terk edilen bu bina yaklaşık olarak 15 yıldır ÇEKÜL Vakfı’na hizmet ediyor. Çalışmalarını burada gerçekleştiren ÇEKÜL ve Tarihi Kentler Birliği, yaptıklarıyla sadece Anadolu ve Trakya topraklarındaki kültür hazinelerimizi gün yüzüne çıkartma çabası içerisinde olmakla kalmayıp, aynı zamanda da bu özel binanın içerisindeki onca yaşanmışlığın da değerli bir anlam kazanmasına hizmet etmiş oluyor. 

Darısı diğer yaşanmışlıklara… (ÇEKÜL’da)

Rum Therese Diassiti, tütüncü Constantin Triandafilidis, hekim Djivanian, muhasebeci Al De Lenz, dul hanım Marie Gripioti ve Bayan Keti İpekçi… Tamamı gayrimüslim olan bu isimler, Beyoğlu’nun en renkli muhitlerinden Pera’da 1899 yılında inşa edilmiş bu güzel binada yaşamış kişiler. 

1970’li yıllarda Kıbrıs anlaşmazlıkları çıkınca Yunanistan’a göç eden ya da göç etmek zorunda bırakılan bu insanların ardından sahipsiz kalan ve bakımsızlığa terk edilen bu bina yaklaşık olarak 15 yıldır ÇEKÜL Vakfı’na hizmet ediyor. Çalışmalarını burada gerçekleştiren ÇEKÜL ve Tarihi Kentler Birliği, yaptıklarıyla sadece Anadolu ve Trakya topraklarındaki kültür hazinelerimizi gün yüzüne çıkartma çabası içerisinde olmakla kalmayıp, aynı zamanda da bu özel binanın içerisindeki onca yaşanmışlığın da değerli bir anlam kazanmasına hizmet etmiş oluyor. 

Darısı diğer yaşanmışlıklara… (ÇEKÜL’da)

— 2 weeks ago with 1 note
"Gavursuz memleket mi olurmuş!"

1910’lu yıllarda Kayseri’nin nüfusu 10 bini Rum, 20 bini Ermeni ve geri kalanı da Türk olmak üzere toplam 75 bin civarlarındaymış. Şimdi nüfus çoktan 1 milyonu geçti ve bu sayının içerisinde sanmıyorum ki 5 tane Ermeni ya da Rum vatandaş olsun. Bazen düşünüyorum da, Karaman’dan Ermeniler tehcir edilirken büyük bir cesaretle ortaya çıkıp;
“Türkler bulgursa Ermeniler de yağdır, tuzdur. Yağsız-tuzsuz pilav, gavursuz da memleket olmaz!” diyen Deli Mustafa gibi bir sürü yürekli insanımız olsaymış da yağımız tuzumuz kaybolmasaymış keşke. (Meryem Ana Kilisesi’da)

"Gavursuz memleket mi olurmuş!"

1910’lu yıllarda Kayseri’nin nüfusu 10 bini Rum, 20 bini Ermeni ve geri kalanı da Türk olmak üzere toplam 75 bin civarlarındaymış. Şimdi nüfus çoktan 1 milyonu geçti ve bu sayının içerisinde sanmıyorum ki 5 tane Ermeni ya da Rum vatandaş olsun. Bazen düşünüyorum da, Karaman’dan Ermeniler tehcir edilirken büyük bir cesaretle ortaya çıkıp;
“Türkler bulgursa Ermeniler de yağdır, tuzdur. Yağsız-tuzsuz pilav, gavursuz da memleket olmaz!” diyen Deli Mustafa gibi bir sürü yürekli insanımız olsaymış da yağımız tuzumuz kaybolmasaymış keşke. (Meryem Ana Kilisesi’da)

— 1 month ago with 4 notes
Selçukluların Anadolu topraklarına cömertçe serpiştirdiği sıra sıra inciler!  (Hunat Hatun Medresesi Kültür ve Sanat Merkezi’da)

Selçukluların Anadolu topraklarına cömertçe serpiştirdiği sıra sıra inciler! (Hunat Hatun Medresesi Kültür ve Sanat Merkezi’da)

— 1 month ago with 2 notes
Kadim medeniyetimizin direklerini şereflendiren zarif bir tezyinattır Süleymaniye. (Süleymaniye Mosque’da)

Kadim medeniyetimizin direklerini şereflendiren zarif bir tezyinattır Süleymaniye. (Süleymaniye Mosque’da)

— 1 month ago with 3 notes
"Ben öyle bilirim ki yaşamak, berrak bir gökte çocuklar aşkına savaşmaktır." (Süleymaniye Mosque’da)

"Ben öyle bilirim ki yaşamak, berrak bir gökte çocuklar aşkına savaşmaktır." (Süleymaniye Mosque’da)

— 1 month ago with 8 notes

Hiçbir demeç ölüleri geri getirmeyecek bayım!

— 1 month ago with 4 notes
Ölçüsü bozulmuş göz ve gönüllerin şifa bulacağı pitoresk bir tasvirdir Süleymaniye. (Süleymaniye Mosque’da)

Ölçüsü bozulmuş göz ve gönüllerin şifa bulacağı pitoresk bir tasvirdir Süleymaniye. (Süleymaniye Mosque’da)

— 1 month ago with 10 notes
Cihangir - Firuzaga’da

Cihangir - Firuzaga’da

— 1 month ago with 4 notes
1895 yılında August ve Lumiere Kardeşler tarafından bulunan sinemanın aslında bu tarihten tam 25 yıl önce Süleymaniye başmahyacısı Abdüllatif Efendi tarafından bulunduğunu biliyor muydunuz? 

Kutlu İslam Medeniyetine armağan ettiğimiz mahya geleneğinin en büyük üstadları arasında gösterilen Abdüllatif Efendi, 1870’li yıllarda Süleymaniye Camii minareleri arasına kurduğu hareketli mahya ile İstanbul halkına eşsiz bir görsellik sunmuştur. Süleymaniye Başmahyacısı Abdüllatif Efendi, üç şerefeli iki minareye gerilen halatların arasındaki şeritlerin ilk sırasına fayton, ikinci sırasına Unkapanı Köprüsü, üçüncü sırasına da kayık ve balık resmetmiş, şerefelere yerleştirdiği makaralarla da bu şeritleri hareket ettirmiş ve sırayla kayan resimler adeta bir sinema gösterisi oluşturmuştur. 

Peki siz ne dersiniz? Tarihte ilk defa hareketli görüntü elde ettikleri için sinemanın mucitleri sayılan August ve Lumiere Kardeşlerin ilham kaynağı bizim Başmahyacı Abdüllatif Efendi olmasın sakın? (Süleymaniye Camii’da)

1895 yılında August ve Lumiere Kardeşler tarafından bulunan sinemanın aslında bu tarihten tam 25 yıl önce Süleymaniye başmahyacısı Abdüllatif Efendi tarafından bulunduğunu biliyor muydunuz?

Kutlu İslam Medeniyetine armağan ettiğimiz mahya geleneğinin en büyük üstadları arasında gösterilen Abdüllatif Efendi, 1870’li yıllarda Süleymaniye Camii minareleri arasına kurduğu hareketli mahya ile İstanbul halkına eşsiz bir görsellik sunmuştur. Süleymaniye Başmahyacısı Abdüllatif Efendi, üç şerefeli iki minareye gerilen halatların arasındaki şeritlerin ilk sırasına fayton, ikinci sırasına Unkapanı Köprüsü, üçüncü sırasına da kayık ve balık resmetmiş, şerefelere yerleştirdiği makaralarla da bu şeritleri hareket ettirmiş ve sırayla kayan resimler adeta bir sinema gösterisi oluşturmuştur.

Peki siz ne dersiniz? Tarihte ilk defa hareketli görüntü elde ettikleri için sinemanın mucitleri sayılan August ve Lumiere Kardeşlerin ilham kaynağı bizim Başmahyacı Abdüllatif Efendi olmasın sakın? (Süleymaniye Camii’da)

— 2 months ago with 4 notes
Küçücük bir çocuk için kocaman bir mutluluk. (Bostancı Lunapark’da)

Küçücük bir çocuk için kocaman bir mutluluk. (Bostancı Lunapark’da)

— 2 months ago with 5 notes
Rivayet odur ki; garibanın biri tenha bir vakitte elinde ekmekle Süleymaniye Camii’ne girer. Ekmeğini de camiyi aydınlatmakta olan kandillerin içerisindeki zeytinyağına banıp yerken, yaptığının günah olduğunu düşünerek kendi kendine söylenir;
“Beyt Beytullah,
Zeyt Zeytullah,
Yallah ya Hacı Abdullah!”
(Ev Allah’ın evi, zeytin Allah’ın zeytini, kendine gel ey Allah’ın kulu)

Bu hikâyede konu edilen kandillerin yanarken çıkardığı isin toplandığı gizli oda da işte burası. Usta mimar Abdûlmennan oğlu Sinan, oluşturduğu hava akımıyla 1400’den fazla sayıdaki kandilin yanarken çıkaracağı isi kıble yönünün tersinde, cümle kapısının tam üzerinde gizli bir odada toplamayı başarmış. Ve bu isler zamanla biriktirilerek mürekkep üretilmiş. İnsan aklını hayretlere düşüren bu sistemin bilimsel olarak henüz tam anlamıyla açıklanamamış olması da sabah akşam ‘Ecdad’ edebiyatı yapan biz torunların büyük bir ayıbı olsa gerek. İs odasının duvarlarına ismini, memleketini ya da tuttuğu takımı kazımaya cüret edenler de cabası! (Süleymaniye Camii’da)

Rivayet odur ki; garibanın biri tenha bir vakitte elinde ekmekle Süleymaniye Camii’ne girer. Ekmeğini de camiyi aydınlatmakta olan kandillerin içerisindeki zeytinyağına banıp yerken, yaptığının günah olduğunu düşünerek kendi kendine söylenir;
“Beyt Beytullah,
Zeyt Zeytullah,
Yallah ya Hacı Abdullah!”
(Ev Allah’ın evi, zeytin Allah’ın zeytini, kendine gel ey Allah’ın kulu)

Bu hikâyede konu edilen kandillerin yanarken çıkardığı isin toplandığı gizli oda da işte burası. Usta mimar Abdûlmennan oğlu Sinan, oluşturduğu hava akımıyla 1400’den fazla sayıdaki kandilin yanarken çıkaracağı isi kıble yönünün tersinde, cümle kapısının tam üzerinde gizli bir odada toplamayı başarmış. Ve bu isler zamanla biriktirilerek mürekkep üretilmiş. İnsan aklını hayretlere düşüren bu sistemin bilimsel olarak henüz tam anlamıyla açıklanamamış olması da sabah akşam ‘Ecdad’ edebiyatı yapan biz torunların büyük bir ayıbı olsa gerek. İs odasının duvarlarına ismini, memleketini ya da tuttuğu takımı kazımaya cüret edenler de cabası! (Süleymaniye Camii’da)

— 2 months ago with 6 notes